AB’nin kapıları mültecilere açılıyor

Ortadoğu’da yaşanan savaş ortamından kaçıp farklı ülkelere sığınan mültecilerin dramı devam ediyor.  Özellikle sığınmak için güvenli bir ülkeye gitmek isteyen insanların Akdeniz ve Ege üzerinden başlayan ‘ölüm yolculuğu’na çıkarken Avrupa’yı tercih etmeleri ise dikkat çekiyor. Suriye ve Ortadoğu’dan gelen sığınmacılar sıcak denizler üzerinden Yunanistan

ve İtalya’ya varıyor daha sonrasında ise 1 aylık bir süre içerisinde ülkeyi terk etmelerine dair uyarı alıyorlardı. Birçok Avrupa ülkesi ise sığınmacılara kapılarını açmayarak geri gönderiyor veya sınır dışı ediyordu.  Ancak özellikle geçen geçen haftalarda yaşanan ve dünyanın gündemine oturan Kobani’li Alan’ın fotoğrafı Avrupa’nın göçmen politikasının gündeme gelmesine ve eleştirilmesine neden olmuştu.

Dublin II düzenlemesi gereğince AB’de herhangi bir ülkede iltica başvurusunda bulunan sığınmacıların talebi AB’ye ilk giriş yaptığı ülkede değerlendiriliyor.

Avrupa’nın fiili olarak en az etkilenen yerlerden biri olması, yaşam standartları ve mültecilere tanıdığı haklar nedeniyle sığınmacıların tercih ettiği yerlerden biri.  Ancak yaşanan islamofobi ve IŞİD korkusu Avrupa ülkelerinin, Ortadoğu’dan gelen sığınmacılar konusunda çekinceli davranmasına neden oluyor. Bunun yanı sıra her türlü engeli aşıp Yunanistan ve İtalya sınırına ulaşan mülteciler ise bu iki ülke üzerindeki yükü arttırıyor ve AB ülkeleri arasında imzalanan Dublin II sözleşmesini tartışmaya açıyor. 2003 yılında uygulamaya konan ve birçok AB ülkesinin taraf olduğu “Dublin II” düzenlemesi gereğince AB’de herhangi bir ülkede iltica başvurusunda bulunan sığınmacıların talebi AB’ye ilk giriş yaptığı ülkede değerlendiriliyor. Yani sığınmacı hangi ülkeden AB sınırına girdiyse o ülkeye gönderiliyor

İtalya ve Yunanistan’da yaşanan sığınmacı krizi ve Alan’nın fotoğraflarının etkisi ile dünyanın gündemine gelen AB mülteci politikası konusunda olumlu adımlar atılmaya başlanıyor. Bahar aylarında 40 sığınmacıyı kabul edeceklerini açıklayan AB ülkeleri, son haftalarda yaşanan gelişmelerle birlikte 120 sığınmacının daha alınabileceğini ancak Dublin II sözleşmesinin gözden geçirilip bu sayının her ülkeye eşit bir şekilde dağıtılması gerektiğini söyledi.

AB 120 bin Almanya 800 bin kişi alıyor

Geçen hafta bir açıklamada bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker 22 üye ülkeye çağrıda bulunarak, gelecek haftaya kadar Yunanistan, İtalya ve Macaristan’dan 120 bin göçmeni kendi aralarında paylaşma yönünde karar almaları gerektiğini belirtti. Macaristan’ın sınırda bekleyen sığınmacılara karşı sert tavrına karşılık, Avusturya ve Almanya ise özel tren seferleriyle sığınmacılara kapılarını açtı. Macaristan sığınmacıların geçişini yasaklamaya dair yasal tedbirler alma yollarını ararken Almanya’nın 800 bin sığınmacıyı kabul edeceğini açıklaması AB’de önemli adımların atılabileceğinin işareti olarak yorumlandı.

Almanya’nın açıkladığı rakam üzerine AB ülkelerinde tartışmalar devam ederken, Almanya Başbakanı Angela Merkel, Almanya’da bulunan 40 bin Balkan ülkesi vatandaşının oturma izinlerinin iptal edilmesini ve sınır dışı edilmesini istedi. Kararın gerekçesi olarak bu kişilerin ülkelerinin güvenli olduğu sadece daha fazla kazanmak için Almanya’da bulunmaları gösterilip, savaş mağdurlarına yer açılması gerektiği gösterildi. AB’nin sığınmacılara kapılarını açması dünya gündeminde önemli bir yer tutarken BM Genel Sekreterliği Uluslararası Göç Özel Temsilcisi Sutherland ise Sığınmacılar konusunda ortak bir Avrupa politikası bulunmaması durumunda Schengen’in dağılabileceğini dile getirdi

‘Almanya’nın tavrı önemlidir’

AB’nin yeni mülteci politikası konusunda  değerlendirmede bulunan Mülteci-Der Koordinatörü Pırıl Erçoban, Avrupa ülkelerinin bu yeni politikasının önemli olduğunu dile getirerek, 120 bin yeni sığınmacı alma kararının devamının gelebileceğini söylüyor.  Almanya gibi ülkelerin sınırlarını açmış olmasının önemli olduğunu ama bunun sığınmacıların Avrupa içinde rahatlıkla dolaşmak anlamına gelmediğini söyleyen Erçoban, “120 bin yeni mülteci alma konusunda alınan karar önemlidir. Bu Yunanistan, İtalya gibi Avrupa’nın dış sınırında bulunan ülkeler açısından bir rahatlama sağlaması için AB komisyonunun sunduğu bir şeydir. Bu öneri daha önce de sunulmuştu ama kabul edilmemişti. Şimdi özellikle geçişlerin artmasıyla birlikte geçen hafta Alman hükümetinin orta Avrupa’da bulunan mültecilerin Almanya’ya gelebileceklerini söylemesi önemlidir. Bu tavırla yani bir surum oluştu diyebiliriz. “ diyor.

Bu düzenlemeye göre mülteci kişi hangi ülkeden Avrupa’ya giriş yapmışsa o ülkenin sorumluluğunda kalıyor.

Mülteci-Der Koordinatörü Pırıl Erçoban

“Yeni politika önemli ama yetersiz”

Dublin II  gibi AB’nin göç ve iltica sisteminin ayrılmaz bir parçası olan düzenlemede de değişlik yapılması gerektiğine dikkat çeken Erçoban İtalya ve Yunanistan’da yaşanan sığınmacı yoğunluğunu hatırlatarak, “Çünkü bu düzenlemeye göre mülteci kişi hangi ülkeden Avrupa’ya giriş yapmışsa o ülkenin sorumluluğunda kalıyor. Akdeniz üzerinden Yunanistan ve İtalya’ya geçmeye çalışanların yoğunluğu AB’yi bu yönde bir adım atmaya zorladı. Bazı ülkelerde neredeyse hiç mülteci yokken bazı ülkelerde yığılmalar oluyordu. Dolayısıyla şimdi bu mülteci krizinde hiç rol almayan büyük ülkelerin de güçleri ve nüfusları doğrultusunda zorunlu bir kota sistemi öngörülüyor. Bu kabul edilecek mi edilmeyecek mi göreceğiz. “ diyor. Erçoban ayrıca bu önerilerin kabul edilmesi halinde bile, yüz binlerle ifade edilen mülteci kabul oranının 1–2 milyon kabul eden ülkeler göz önüne alındığında yetersiz olduğunu ifade ediyor.

Avrupa’ya bir akın varmış gibi lanse eden bazı siyasi çevreler var ve bunu kullanıyorlar.

‘Mülteci karşıtı çevreler algı yaratıyor’

Savaştan kaçan insanların Avrupa’yı denen tercih ettiklerini sorduğumuz Erçoban, bunun doğru olmadığını ama  yaşanan mülteci krizinin 2. Dünya Savaş’ından bu yana en büyük kriz olduğunu söyleyerek, bütün ülkelerin sorumluluk alması gerektiğini ifade ediyor. Şimdiye kadar Arap ülkelerinin bu konuda bir çağrıda bulunmamasının dikkat çekici olduğunu söyleyen Erçoban, mülteci krizlerinde mültecilerin genellikle yüzde 90’nının dil, din ve kültürel benzerlikler nedeniyle bölgede kaldığını bu nedenle Suriye’nin komşu ülkelerinin en fazla mülteci alan yerler olduğunu söylüyor. Avrupa’da bazı çevrelerce mülteci işgali gibi bir algının yaratıldığını söyleyen Erçoban, “Avrupa’ya bir akın varmış gibi lanse eden bazı siyasi çevreler var ve bunu kullanıyorlar. Mülteci karşıtı çevrelerce Avrupa’nın bir mülteci işgali altında olduğu gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Avrupa Arap ülkelerine göre daha dikkat çekici bir coğrafya,  Avrupa’nın daha demokratik bir ortama sahip olduğunu düşündükleri için oraya giden çok insan var. Ama yine de bir akın yok. “ diyor.

Avrupa’da yaşanan mülteci krizinin Ortadoğu’daki savaşa karşı bir hassasiyet yaratıp yaratmayacağı sorumuza cevap veren Erçoban, AB’nin kapısından bu kadar mültecinin girdiğini görmesinin önemli olduğunu söyleyerek, “Kapısından girmiş bu kadar mülteci görünce belki AB de bu yönde daha somut ve ciddi teşviklerde bulunabilir. Çok yönlü siyasi aktörlerin olduğu bir savaş var ama bu yönde gelişen bir kriz ve baskı buna karşı somut adımlar atmaya teşvik edebilir. “ cevabını verdi.

Author: zcnshn

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir