Adem Sönmez: Bazen, kendimden geçerek deklanşöre basıyorum

Kendi tabiriyle coğrafyasının ‘değişimin kendisiyle beraber götürdüğü değerlerini’ fotoğraf karelerinde saklamayı misyon edinen profesyonel fotoğrafçı Adem Sönmez ‘’ Bazı sahneleri gördüğümde heyecandan kalbim duracak gibi kendimden geçerek deklanşöre basıyorum ve istediğimi çekip başardığımı gördüğümde ise kendimi dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyorum.’’diyor. Açtığı kişisel sergiler ve aldığı birçok ödülün yanı sıra Nemrut dağını dünyaya tanıtan fotoğrafı ile de adından söz ettiren profesyonel fotoğrafçı Adem Sönmez ile fotoğraf ve fotoğraf sanatı üzerine konuştuk.

Bize kısaca, fotoğrafçılık hikayenizi anlatır mısınız?

1974’te ticari hayata elektronikçi olarak atıldığım Muş’ta, fotoğrafa amatör olarak Lubitel marka fotoğraf makinesi ile başladım. Hayalini kurduğum SLR makinaya 1975’te sahip oldum. Fazla bilinçli olmasa da çektiğim birkaç ilginç fotoğraf bana ilham vermişti.1981’de fotoğraf çekimleri için Doğu Anadolu seyahatinde Muş’a uğrayan büyük usta rahmetli Mehmet Avcıdırlar ile tanışmam benim için dönüm noktası olmuştu. 15 gün gezilerine katılarak fotoğraf çekmenin temel bilgileri hakkında ipuçları almıştım. Artık hayatı ve çevreyi fotoğrafik gözle izlemenin önemini anlamıştım.

Çevremde yaşantıların hızla değiştiğini ve bu değişimin beraberinde birçok değerleri de alıp götürdüğünü, kendime bu değerleri belgelemek için misyon yüklediğimi hissettim.

Çevremde yaşantıların hızla değiştiğini ve bu değişimin beraberinde birçok değerleri de alıp götürdüğünü, kendime bu değerleri belgelemek için misyon yüklediğimi hissettim. ”Yangından ne kurtarabilirsem kardır.” düşüncesi ile yılmadan yorulmadan fotoğraf çekmeye devam ettim. Fotoğrafın sanat yanını anladığımdan itibaren, ilgimi çeken şey serhat bölgesindeki tandır evlerinin içindeki yaşamlar oldu. 1980lerin sonlarında bu evlere yoğunlaştım ve ilk çektiğim, kubbe evlerdeki yukardan süzülen ışığın aydınlattığı silindirik dumanlı ortam ve tandır başında ekmek pişiren kadınların doğal çalışmaları (Ateşle oynamaları) ve hane halkının tandır etrafına oturmaları sıcak ekmeği paylaşmaları olmuştu.

 

Muş ve yakın çevresinde profesyonel fotoğrafçılar için yeterince malzeme var mı?

Fotoğraf çalışmalarım Muş ve yakın çevresinde başladım. Zamanla daireyi genişleterek ilçeler ve civar şehirlere daha sonra bölgenin ve diğer bölgelerin neredeyse her yerine gittim. Hiçbir fotoğraf kendi yaşamımın, kültürümün, coğrafyamın doğal yaşamları, doğası kadar bana heyecan ve tat vermiyordu bu yüzden coğrafyama yoğunlaştım ve bildiğim yaşamları başarıyla belgelemeye devam ettim. Bu coğrafyası her zaman gezginler ve fotoğraf sanatçılarının ilgi odağı olmuş ve olmaya devam ediyor.

Ancak birçoğu yörenin dilini, kültürünü, geleneğini çok eskilerden akıp gelen orijinal yaşam tarzlarını olduğu gibi yansıtmayı başaramıyor. Kısacası fotoğrafçı, çektiği fotoğrafa kendinden ruhundan bir şey katmazsa istediği sonucu alamaz dolaysıyla izleyiciyi etkileyemez.

Benim fotoğraf hazinelerim buralardır.

İyi bir fotoğrafın kriteri sizin için nedir?

Bana göre iyi bir fotoğraf, o fotoğrafı çeken sanatçının, o fotoğraf karesinden ne anladığını, neler anlatmak istediğini, kompozisyonuyla, kadrajıyla ve çekim kurallarıyla anlatmak istediğini izleyiciye anlatabilmesidir. İzleyiciler kendilerine bundan bir mesaj çıkarabilmişlerse fotoğrafçı başarılı bir iş çıkarmış ve amacına ulaşmış demektir.

Fotoğrafçılık hayatınızda çok etkilendiğiniz bir fotoğraf oldu mu? Bize, sizde iz bırakan bir fotoğrafınızdan bahseder misiniz?

Yıl 1993, aylardan Hazirandı. Atlas Dergisi’nden gelen bir grup beni aradılar birlikte Nemrut’a çıkmak için. Haziranın ortasındaydık, ama üç, dört metre kadar yükselmiş kar

kütlesi henüz erimemiş, yol da o nedenle kapalı kalmıştı. Bunun üzerine Tatvan’a dönerek, jandarmaya haber verdik, köy tarafını kullanarak Nemrut’a çıkacağız diye. İzin vermediler ama sorumluluğu üstlenip gittik biz. Vardığım her noktada çekim yapıyordum. Bulduğum her kareyi mutlaka değerlendirmek istiyordum. En sonunda o kareyi yakaladığımı hissettim. Geldiğim noktada ‘Evet, aradığım açı bu olmalı’ dedim kendi kendime. Peş peşe fotoğraflar çekiyordum. Filmler bitinceye kadar çekmiştim. Bu arada panoramik fotoğraflar da çekmiştim. Nemrut’tan döner dönmez filmleri yıkattırdım. Çıkan karelere baktım, birbirini tamamlayan dört parçayı tespit edip birleştirdim. Büyük bir heyecanla, ‘Evet aradığım fotoğra

f bu’ dedim. Nereden bakarsan bak, bir uçtan bir uca 50 kilometrelik bir coğrafi alanı fotoğrafa sığdırabilmiştim. Yaptığım çalışmayı arşive kaldırdım. 1998 yılında, Ankara’da bulunan bir firma aracılığıyla henüz yeni gelişen photoshop yöntemi ile filmler tarayıp birleştirildi elde edilen panoramik kare deneme olarak küçük ebatta bastım ve gördüğüm fotoğrafın yıllardır aradığım kare olduğuna karar verdim artık. Çünkü yılların hayali gerçek olmuştu. Ve aynı panoramik kareyi kartpostal ve poster basarak piyasaya sürdüm böylece dünyaya yayıldı. Bu kültürel hizmetimden dolayı yöre halkı büyük gölde bulunan bir ada’ya ismimi koyarak beni onura ettiler.

Nereden bakarsan bak, bir uçtan bir uca 50 kilometrelik bir coğrafi alanı fotoğrafa sığdırabilmiştim.

Fotoğraf çekerken heyecanlandığınız anlar oluyor mu?

Bazı sahneleri gördüğümde heyecandan kalbim duracak gibi kendimden geçerek deklanşöre basıyorum ve istediğimi çekip başardığımı gördüğümde ise dünyanın en mutlu insanı hissediyorum. Özellikle iç mekanların zor ışıklarında analog makinelerle 100 asa filmlerle, ki ne kadar kolay olmadığını fotoğraf çekmeyi bilenler takdir eder, çektiğim ve tarz olarak benimsediğim bu fotoğraflarla açtığım sergiler ve katıldığım yarışmalarla tüm fotoğraf sanatçılar ve dernekler tarafından bilindim ve bu tarzım çok sayıda fotoğrafçıların heveslerini kabarttı.

Fotoğrafçı, çekmeyi tasarladığı fotoğraf sahnesinin karşısında heyecan duymasa istediğini çekemez heyecan ve konsantrasyon olmazsa çekemez çekse bile insanların ilgisini çekemez dolaysıyla başarılı olamaz.

Fotoğraflarınız doğa ve insan ile iç içe ama günümüzde teknolojiyle birlikte dönüşen bir fotoğraf algısı var bunu sizce nasıl değerlendirilmeliyiz?

Yeni nesil dijital makinelerle çalışanların büyük çoğunluğu makineyi doğrultup çektikleri her kareye fotoğraf diyorlar. Ancak yeni nesil fotoğrafçılar fazla medyatik olmak isterler. Çektikleri fotoğrafların kurallara uygun olup olmamasına bakmadan sosyal paylaşım ortamlarında paylaşıyorlar. Kendi seviyelerindeki fotoğrafçılar tarafından beğeni alınca da iyi fotoğraf çektiklerini sanıyorlar. Bu yüzden olumsuz eleştirilere de kapalılar ve (istisnalar hariç) gelişemiyorlar. Bana göre bu fotoğrafı ben çektim diyebilmemiz için tüm ayarlarını makinelerin değil, bizim vermemiz gerekir ki emek olsun. Çektiğin sana heyecan versin.

Yeni nesil fotoğrafçılar medyatik olmak isterler.

Bölgede en çok gitmek istediğiniz fotoğrafını çekmek istediğiniz yerler neresi?

Bölgede en çok gitmeyi ve çekmeyi istediğim yerler arasında Ağrı dağı, İshakpaşa sarayı, Vangölü çevresi, Süphan dağı (Sipané Xelaté) çevresi ve Muş ovası var. Tabi ki tüm bölge fotoğraf bakımından hazinelerle doludur. Ama benim fotoğraf hazinelerim buralardır.

Fotoğrafçılığın profesyonel bir meslek olarak tercih edilmemesini nasıl okumalıyız?

Özellikle Müslüman halklarımız kültür sanata fazla önem vermiyor. Genelde Hat sanatı gibi uğraşıları sanat sayıyor. Resim, heykel, bale, tiyatro, sinema ve fotoğraf sanatlarını mekruh haram veya şeytani uğraş olarak anlatılmış. Örneğin, 1960ların sonlarında medresede okurken elektroniğe ve fotoğrafa merakım vardı. Hatta o dönemde hocamın oğluyla birlikte, basit bir fotoğraf makinesi almıştık. Köyde bir film çektik, ikinci filmi çekmeden hocamın haberi oldu ve bize, bu şeytani aleti hemen götürün geri verin demesi üzerine hevesimi kırmıştı. Ta ki askerlikten dönene ve işimi kurana kadar. Toplumları yönetenler ve şekillendirenler o toplumun evirilmesinde önemli rol oynarlar. Bunun nedenini de böyle okuyabiliriz belki.

 

Adem Sönmez’in kişisel çalışmalarını sergilediği internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir