Ahmet Aslan: Müzik Sabun gibi üretilip, tüketiliyor

Alevi müziğinden söz açılınca akla gelen ilk isimler arasında kuşkusuz Ahmet Aslan yer alır. Kendine has yorumuyla birçok parçayı özgünleştiren sanatçı aynı zamanda kimi çevrelerce Zaza müziğinin dervişi olarak nitelendiriliyor. ‘’Bizim çocukluğumuzda bir kaseti altı ay dinliyorduk. Şimdi öyle değil bir saat dinleyip çöpe atabilirsin. Buna etki eden şey de prodüksiyondur. Şirketlerin ürettiği müzikler söz konusu, şirketler sabun da üretiyor. Müzik de aynı sabun gibi eritilip tüketiliyor. Fabrikasyonun böyle bir sonucu vardır. Ama her şeyin dışında asıl soru nasıl tüketildiğidir’’ diyen sanatçı ile Alevi müziğinin içinde bulunduğu koşulları ve kendini ifade ediş biçimini konuştuk.

Siz de yaklaşık 15 yıl yurt dışında kaldınız. Birçok Alevi müzisyeni de bu süreci yaşadı. Bunun nasıl bir etkisi oluyor?

Bu bazı şeyleri götürdüğü gibi bazı şeyleri de getiriyor. Benim gidişim zorunluluktan ziyade bir tercihti. Bu kendisiyle birlikte eğitim ve diğer imkanlar çerçevesinde bir avantaj sağlıyor ama diğer taraftan insanın koptuğu coğrafyaya ait damarları da kopuyor.  Bir de araya oradaki sosyolojiye uyum sağlamak girince sürekli bir didinme ile yüz yüze kalınıyor. Mesela götürdüğü şeyler açısından bakarsak, farkındalık sahibi oluyorsun. Nedir bu farkındalık; yer değiştirdiğinden dolayı kaynaktan uzak olmandan kaynaklı iletişim kopukluğu oluşuyor. Getirileri açısından da eğer orada öyle bir sorun içerisinde olmazsanız bu farkındalığı kazanmıyorsunuz. Aslında bunların hepsi birbirini tamamlayan bir denge içerisinde, benzetme yapacak olursak eğer akvaryumda yaşayan ama bunun farkında olmayan bir balığa benzetebiliriz. Bu sadece yurt dışı ile ilgili değil köyden şehre geldiğinde de böyle bir durumun söz konusudur.

Aslında ilk başta sormamız gereken şey Alevi müziğinin kapsamını ne kadar biliyoruz?

Alevi inancının deyişler ve ezgilerle iç içe olmasının Alevi müziğine etkisi nedir?

Aslında ilk başta sormamız gereken şey Alevi müziğinin kapsamını ne kadar biliyoruz? Türkiye’de de özellikle Anadolu’da çok fazla geniş bir repertuar var olduğunu ne kadar farkındayız? Benim repertuarım genel olarak şu bölgelerdendir; Dersim, Sivas, Erzincan, Adıyaman, Maraş vs bölgeler diyebiliriz. Bu repertuara alevi müziği demeyelim de deyişler dersek daha doğru bir tanım olur. Çünkü alevi müziği dersek başka anlaşılır deyişler dersek başka anlaşılır. o yüzden deyiş diyerek daha doğru tanımlamış oluruz.

Kendini yaşatma çabasında olan ve Alevi müziği gibi bir şeyler aktarma misyonu olan müzikler popülizm kurbanı oluyor mu sizce?

Biz çocukluğumuzda bir kaseti 6 ay ve hatta bir sene dinliyorduk. Şimdi öyle değil bir saat dinleyip tüketiyoruz. Buna etki eden şey de prodüksiyondur. Ama her şeyin dışında asıl soru nasıl tüketildiğidir. Günümüz koşullarında her müzik bir sanat mıdır? Sanatın, nasıl ve nerede tüketildiği sorusunu bir kaygı haline getirmek lazım. Bu durum için araç ve yol benzetmesini yapabiliriz. Konforlu bir aracınız vardır ama kötü bir yolda gidiyorsunuzdur veya tam tersi olabilir. Şu anda tartışılması gereken durum budur.

Bence, günümüz koşullarında sanatın nerede icra edildiği tartışılması gereken konuların başında geliyor.

Peki, araç ve yol benzetmesi üzerinden gidecek olursak, Alevi müziği için durum nedir?

Ben Alevi öğretisi almadım. Kavramsal olarak bildiğim okuyarak, dinleyerek ve içinde bulunarak öğrendiğim bir şeydir. Bunlar çok teferruatlı konulardır. Ama bunların hepsinin akabinde ben diyorum ki bunu merak edip derinine inmek özel olarak başka bir şeydir. Fakat günümüz koşullarına baktığımızda bunu öğrenip kavradıktan sonra bugün ki koşullarda pratiğe aktarmak zor olduğu için bir demotive olma durumu söz konusu. Müziği icra etme kaygısını taşırsak, oda, salon, meydan veya konser salonunda icra etmek farklılıkları konusunda çok seçici olmak gerekiyor. Aksi halde yaptığımız müziğin detayları anlaşılmaz bir hal alır ve erozyona uğraması kaçınılamazdır. Bunu sadece alevi müziği için demeyelim de genel müzik için desek daha doğru olur. Bence, günümüz koşullarında sanatın nerede icra edildiği tartışılması gereken konuların başında geliyor.

Alevi müziğinde sözlü bir gelenek var. Ve bunu birinin öğrenmesi için sözleri bilmesi gerekiyor ama sadece sözü kavrayıp manayı kavramadan bu müzik icra edilebilir mi?

Etnologlalar ve müzikologlar gözüyle bakarsak, masa başında bir eser öğrenilmez. Bir şarkının notaları veya sözlerinin size gelmesi ve masa başında bir yorum yaratabilirsiniz fakat onu özümsemek bir alan çalışması ister. Yani bölgenin havasını solumak oranın insanını tanımak gerekiyor. Yine de orada yaşayan ve bunu icra eden insan kadar başarılı olamayabilirsiniz ama en azından ona dokunmuş olursunuz. Böyle bir artısı vardır. Dolayısıyla sadece sözleri ezberlemek ve kuru kuruya bunu icra etmek tartışmalı olur.  Bölgeye dokunmak her zaman avantaj sağlar.

Alevilik bir inanç ve kültürden oluşuyorsa ve elinde de ‘telli kuran’ varsa öncelikle onun nerede kullanılacağının bilinmesi gerekir.

Alevi müziğinde çoğu kez Muhammed sözünü duyar olduk. Bu, Aleviliğe İslami bir yüz nakli sayılır mı?

Bunun en iyi tarifini Şeyh Bedrettin varidat kitabında yapıyor. Orada Selçuklular ile Osmanlıdan,  çok tanrılı dönemlerden, tek tanrılı dönemlerden ve sanatlardan bahsediyor ve aralarındaki iç içe geçmişliği açıklıyor. Bunlar birbirine bağlı bir zincir gibidir. Aleviliğin içinde Muhammed’in işlenmesinin asimilasyonla veya bir başka şeyle bağlantılı olduğunu düşünmüyorum. Sosyolojik ve inançsal bir geçiş vardır. Tasavvuf müziğine baktığınız zaman da tanrı inancı ile insan bütünlüğü arasında başka bir felsefe işlenmiştir. Pascal, felsefesini benimser bulguları da mevcuttur. Hallac-ı Mansur veya Nesimi de En-el Hak veya Vahdet-i Vücut kavramını işliyor. Bütün bunlara baktığınız zaman birbirinden etkilendiklerini görebiliriz. Tek tanrılı dönemler ve çok tanrılı dönemlerin de zamanla bir birinden etkilendiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla bunun bir yüz nakli olduğunu düşünmüyorum.

Alevilerin, kültürel anlamda, söz haklarının hep başkaları tarafından kullanılması ve bir nevi üçüncü faktör olarak görülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben Aleviliğin öğretisi ile büyümedim. Kendi adıma saza bir enstrüman olarak bakıyorum yada öyle tanımlarım. Ancak, söylemsel tanımıyla bakılırsa ‘telli kuran’ dedikleri sazın, bugün nerelerde icra edildiğini sorgulamak gerekmez mi? Dolayısıyla böyle bir sorgulama yaparsak, nerelerde icra edilmesinin cevap karşılığı ne olur? Bunu bir örnekle tanımlarsak; Balın içine tuz karıştırmak gibi bir şey ortaya çıkıyor. Şimdi peki, ‘telli kuran’ nerede icra ediliyor;  Ulu orta yerde.,.O zaman üçüncü bir söz hakkının tanınması buraya dayanıyor diyebiliriz. İnançlar sonradan edinilir. Ama kültürel olgular doğuştan gelir.  Alevilik bir inanç ve kültürden oluşuyorsa ve elinde de ‘telli kuran’ varsa öncelikle onun nerede kullanılacağının bilinmesi gerekir. Onun ait olduğu yer kendi kültürel yaşam alanıdır. Ama bu geçmişte kaldı. Günümüz koşullarında pratiğe geçirildiğinde, çelişkiler çıkıyor. Aleviliğin bir inanç olduğunu söylüyorsak ve saza da ‘telli kuran’ diyorsak o zaman bunun nerede olduğunu da düşünmeli. Bu durumda değil üçüncü olmak belki ilerde beşinci bile olur. Çünkü sen telli kuran diyorsun ama bunu icra ettiğin yer itibarı ile siyasi arena da bu senin durduğun yerin ölçütü oluyor.

Author: zcnshn

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir