‘Dengbejlik caz ve bluesa uzak değil’

İcra ettiği müzik ve tarzıyla Kürt müziğini caz ve blues formlarıyla harmanlayan ve özgün sesiyle klasik haline gelmiş stranları değişik bir stil ile yeniden yorumlayan Dodan, Kürt müziğinin ‘kabızlık’ ile eleştirildiği dönemde yeni bir soluk getiriyor müziğe.

Dengbejliğin caz ve blues müziğe uzak olmadığını ifade eden Dodan, ”Sözlü gelenekten gelen bir eserin müzikteki yapısı çok daha işlenebilirdir ve bu bizim için büyük bir şanstır, yeter ki bu soundlardan kendimizi çok uzakta bulmayalım”  diyor. ‘Dodan Project’ ve ‘Şabûn’ isimli albümleri ile müzik severlerin dikkatini çeken Dodan ile müzik hayatını ve Kürt müziğine dair düşüncelerini konuştuk.

Müzik yolculuğunuz nerede ve nasıl başladı biraz paylaşır mısınız?

Müziğe yönelişim lise yıllarında oldu diyebilirim ama asıl başlangıç yeri Varto’dan ayrıldıktan sonra İzmir’e yerleşmemle oldu. Halk müziği yapıyordum. İzmir’de kaldığım süre içerisinde etkinliklere katıldım, bir yıl sonra ise İstanbul’a geldim ve yeni bir grup kurarak müziğe devam ettik. Bu gurup ile beraber Kürtçe müziğe de adım atmış oldum. 2005 yılına kadar da beraber çalıştık. Dodan Project ile bir albüm çalışması yaptık.  Daha sonra yalnız başıma devam etme kararı aldım ve 2010 yılında ikinci albüm olan ‘Şabûn’u yaptım. Aslında 22 yıldır şarkı söylüyorum ve 18 yıldır sahnedeyim.

Ben dengbejliği çok benimseyen, seven biriyim

Kürt müziği daha çok ağıt ve trajik metaforlar üzerinden şekil buluyor. Oysa siz jazz ve blues ile Kürt müziğini buluşturuyorsunuz. Hangi ihtiyaçtan ya da nasıl bir beklentiden yola çıkarak bu tarzı icra etmeye başladınız?

Kürt müziğinde büyük bir sıkıntı var. Tek tipleştirilmiş bir hal var. Bundan uzaklaşıldığı zaman çok farklı ve zengin bir yapı ortaya çıkacaktır. Bunun biraz dışına çıkmaktan kastım globali yakalamaktır ve lokalliği buna entegre edebilmektir. Sonuçta müzik sadece şarkı söylemek değil onca yaşanmışlığı dile getirmektir. Bu yaşanmışlıkların dile getiriliş tarzını daraltırsan kendini de daraltılsın ve bu insanın müziğine de yansır. Mesela ben dengbejliği çok benimseyen, seven biriyim ve aslında denbejlik, blues veya caz form denilen o kalıplardan çok uzak bir kültür değil. İnsanlar dengbejlik ile yeni yeni tanışıyor, araştırıyor ve kitaplar yazıyor. Ben bu kültürden olabildiğince beslenmeye çalışıyorum, benim hayatımdaki en önemli merkezlerden birisi de bu kültürdür. Benim gelenekselden moderne geçiş gibi bir kaygım var.

Buna adaptasyon mu demeliyiz?

Adaptasyonda denebilir ama bir dengbeji tek başına alıp koca bir orkestra ile değerlendirebilirsin. Sözlü gelenekten gelen bir eserin müzikteki yapısı çok daha işlenebilirdir. Bu bizim için büyük bir şanstır. Yeter ki bu soundlardan kendimizi çok uzakta bulmayalım.

Adaptasyon ya da modernize etmek olarak tabir edilen durum müzikal alt yapı ve müziğin ruhu açısından neler getiriyor neler götürüyor?

Aslında çok fazla şey katar. Bu bir kopuş olmaz, daha fazla yenilik getirir. Kendi müziğini dünyadaki diğer tarzlarda söylediğin zaman bilmeyen insanlara da sesini duyurma imkanını yaratıyorsun. Bizim derdimiz sadece Kürtlere sesleniş olmamalı.  Lokal ve kalıplaşmış tarzlarla onu sürdürmekten ziyade bizim asıl derdimiz, var olanı da ötekileştirmeden, geniş yelpazelere ve dünyanın diğer toplumlarına çok daha hızlı tanıtmak ve götürmek olmalıdır.

Bizim derdimiz sadece Kürtlere sesleniş olmamalı.

Her geçen gün yeni simalar ve yeni sesler Kürt müzik kervanına katılıyor. Öbür yandan da Kürt müziğinin durağan bir evrede olduğu konuşuluyor. Renk artarken üretim düşüklüğünü neye bağlıyorsunuz?

Eğer sanatı bağımsız kılmazsak ve sadece bir yapının içinde var etmeye çalışırsak olacağı budur. Akıl birliği ile hareket edersek sanatsal anlamda çok güzel işler çıkarabiliriz. Biz bunları tartışmalıyız. Eğer tartışmazsak kendi içimizde kopuşlarımız da gerçekleşecektir. Sıkıntılar buradan kaynaklanıyor. Eksikliklerimizi görerek ve göstererek sanatımızı icra edersek çok daha başarılı işler çıkarabiliriz. Kürt müziğinde kaç tane başarılı sanatçı var sorusuna yanıt veremiyoruz. Bunun nedeni de kendini tekrar etmek ve eleştiriye kapalı olmaktır. Eleştiri yaparken de kimseyi dışarıda tutmamak gerekiyor. Bir şeyi kabul etmek ile onu bir merkez üzerine konumlandırarak eleştirmek birbirinden farklıdır. Biz başkalarından öğrendiğimizi araştırma yapmadan icra etmeye çalışıyoruz. Bu bizi daraltıyor. Ne istediğimizi iyi bilmeliyiz. Bölgeye gittiğimizde birçok insanın çok iyi bildiği tarz ve yorum biçimlerinin olduğunu görebiliyoruz. Ancak buna öncülük edecek alan bulamıyor. Kendisine özgüven verecek kimseyi bulamıyor. Ne yazık ki bu olmayınca da herkes bulunduğu yerde var olan denge üzerinden gidiyor.

Biz sanatın önünü açmadığımız ve tek eksen üzerine oturttuğumuz zaman hiçbir şey kazanamıyoruz.

Siyasi gelişmeler hasebiyle Kürt müziğine karşı bir takım ön yargılar vardı. Bu hala devam ediyor mu? Bunlar nasıl kırılabilir?

Buradaki birçok insan kendi çabası ile bir yerlere gelmeye çalışıyor ve kendini var etmeye çalışıyor. Avrupa’ya gittiğimizde büyük bir ilgi ve alaka ile karşılaşıyoruz ama buraya geldiğimizde bir siliklik yaşıyoruz. Burada da müzisyen mi kendini eleştirmeli yoksa var olan sistemi mi eleştirmeliyiz sorusu ortaya çıkıyor. Biz sanatın önünü açmadığımız ve tek eksen üzerine oturttuğumuz zaman hiçbir şey kazanamıyoruz. Eğer biz demokrasi hak ve adaletten bahsediyorsak muhalefeti de göz önüne almalıyız ki gelişebilelim.

Kürt müziğindeki klasik parçalar birçok insan tarafından seslendiriliyor ve artık insanlar yeni bir yorum ve ses arıyor. Siz birçok klasik parçayı özgün bir şekilde yorumlayabiliyor ve dinletebiliyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Onu ben de bilmiyorum ama galiba bunu deneyerek yapıyorum. Aslında burada benim yaptığım şey abartılacak bir şey değil, tek tipleşen yorumlara yeni ve farklı bir bakış açısı ile yaklaşıyorum. Şarkılarımızı hep aynı tarzda yorumlayıp dinlersek bir süre sonra birbirinden farkı kalmaz ama onları farklı şekilde yorumlayıp tekrar üretirsek o zaman o şarkılar daha güzel olur. Ben mesela her zaman şunu destekledim; elimizde dünya kadar eser var, kaç kişi okumuş olursa olsun, bırakalım da insanlar eleştirsin, yorumlasın. Elimizde bu kadar çok eser varken neden kalkıp elimizdekilerin tadını tam alamadan sıkılıp başka şeylere yönelelim. Bırakalım da insanlar yeni yorumlar katabilsin, bakalım yeni bir şeyler çıkacak mı ortaya. Ama ne yazık ki çok az insan farklı şeyler deneyebiliyor. Kürdistan’da ne yazık ki arabesk-fantezi üzerine kurulu bir müzik dünyası var.  Bu insanların algı dünyasını değiştirmemiz lazım. Ben bunu düşünerek yapıyorum. Elimizdekileri iyi değerlendirmenin peşindeyim.

Author: zcnshn

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir